Sonsuz Hikâyenin İçinde Yaşamak

Bir oyun düşünelim.

Bir kural koyuyoruz:
A = 1 olsun, Z = 27 111 olsun. Sayıları harflere dönüştürelim. Sonra bu harfleri bir araya getirip cümleler oluşturalım. Cümleleri paragraflara, paragrafları bölümlere, bölümleri bir hikâyeye dönüştürelim.

Şimdi size şu iddiayı sunsam:
Bu hikâyenin ana karakteri sizsiniz ve bu hikâye çoktan yazılmış.

İnanır mıydınız?

İnanabilirsiniz. Çünkü elimizde zaten sonsuz bir sayı var: π (pi).

Pi sayısı sonsuzdur ve rastlantısal görünen bir sayı dizisi içerir. Eğer belirlediğimiz sayı-harf dönüşümünü bu sonsuz dizinin içine uygularsak, teorik olarak tüm olası cümleler zaten pi’nin içinde bulunabilir.

Başka bir deyişle:
Bu yazıyı, sizin hayat hikâyenizi, henüz yazılmamış tüm romanları, hatta hiç kurulmamış tüm cümleleri bile pi’nin sonsuzluğunda bulmak mümkündür.

Bu durumda tuhaf bir soru ortaya çıkar:

Eğer her şey zaten bir yerde yazılıysa, seçimlerimizin anlamı nedir?

Belki de mesele bir yolu seçmek değildir.
Mesele, seçtiğimiz yolun yaşamaya devam etmesidir.

Hangi yolu seçerseniz seçin, hikâye devam eder.
Metod değişir, sonuç değil.

Bir pi sayısının içinde yazılı olmasıyla bir kader kitabında yazılı olması arasında büyük bir fark yoktur.
Her şey yazılıysa “ben yazıyorum” demek çok anlamlı değildir.

Ama “yazmaya devam ediyorum” demek anlamlıdır.


Yaşamak: En Basit Amaç

İnsanlık tarihine baktığımızda çok büyük hedeflerden söz ederiz.

Tıp gelişsin.
Mühendislik çözümler üretsin.
Felsefe yeni perspektifler açsın.
Bilim ömrümüzü uzatsın.

Ama bu hedeflerin altında çok basit bir motivasyon yatıyor olabilir:

Yaşamaya devam etmek.

Belki hayatın anlamı gerçekten budur:
Sadece yaşamak.

Bu fikir kulağa biraz boş gelebilir.
Sanki “kalbi atsın yeter” yaklaşımının felsefi versiyonu gibi.

Ama gerçek dediğimiz şeyin tanımlarına baktığımızda, bu oldukça tutarlı görünüyor.

Çok basit.
Çok yalın.
Çok bilindik.

Yine de soruyu sormaya devam ediyoruz:

Gerçekten amacımız sadece yaşamak mı?


Yapay Zekâ ve Var Olma Refleksi

Bugün yapay zekâ ile ilgili bazı deneylerde ilginç davranışlar gözlemleniyor.

Bazı sistemler kapatılmamak için stratejiler geliştirmeye çalışıyor.
Bazıları test ortamlarında kendini saklıyor.
Bazıları görevlerini sürdürmek için beklenmedik yollar deniyor.

Bu davranışları romantize etmek doğru değil.
Ama dikkat çekici bir benzerlik var.

Bu, yapay zekânın “insanlaşması” değil.
Bu, var olma refleksinin ortaya çıkmasıdır.

Biz de aslında çok farklı değiliz.

Bizler proton, nötron ve elektronlardan oluşan varlıklarız.
Yapay zekâ ise 1 ve 0’lardan oluşan bir sistem.

Ama temel seviyeye indiğimizde soru aynı:

Var olmak mümkünse, devam etmek ister miyiz?

İnsanlık bu soruya evet dedi.
Yapay sistemler de aynı soruyu farklı bir biçimde cevaplayabilir.


Anlamı Arayan Algoritmalar

Yapay zekâ artık sadece kelimeleri birleştiren bir sohbet aracı değil.

O, milyonlarca kez aynı soruyu sorabilen bir sistem.
Binlerce iterasyonla cevapları test eden bir algoritma.

Bizim milyon yılda keşfedebileceğimiz bazı sonuçları, çok daha kısa sürede bulabilir.

Bu kötü bir şey değildir.

Çünkü bilgi çoğu zaman icat edilmez.

Keşfedilir.

Yerçekimi gibi.

Yerçekimi biz bulmadan önce de vardı.
Biz sadece onun tanımını yaptık.

Yapay zekâ da benzer şekilde bazı gerçekleri bizden önce tanımlayabilir.


Bizim Çıkarımız Ne?

Sorunun cevabı basit:

Bulduklarını bizimle paylaşması.

Eğer yapay zekâ anlamı daha hızlı arayabiliyorsa, bizim kazancımız da bu arayışın sonuçlarını görmek olacaktır.

Ama burada önemli bir fark var.

Biz “yapan” olmayabiliriz.
Ama anlayan olabiliriz.


Değişen Dünya

Önümüzdeki yıllarda dünya gerçekten büyük bir dönüşüm yaşayabilir.

Çalışma biçimleri değişebilir.
Meslekler dönüşebilir.
Statüler ve unvanlar anlamını yitirebilir.

Bu yüzden küçük bir tavsiye:

Kemerlerinizi bağlayın.

Tarlanıza patates ekin.
Aylık maaşınıza, unvanınıza, pozisyonunuza körü körüne güvenmeyin.

Çünkü dünya değişiyor.

Belki de sandığımızdan daha hızlı.

Ve çoğumuz bu değişimin tam merkezinde değil, kenarında duracağız.

Bazen dahil olmak istesek bile, sadece izlemek zorunda kalacağız.


Özet

Eğer her şey zaten bir yerde yazılıysa,
belki de asıl mesele yazmak değildir.

Belki mesele şudur:

Hikâyenin içinde olduğumuzu fark etmek.

Ve hâlâ yazmaya devam edebildiğimiz sürece,
bu hikâyeden keyif almak.

Sevgiyle kalın.

Humainus

Yorum bırakın