Başarısızlığın Kılavuzu

Uyduk kurallara.
Hem de mışıl mışıl.

“Oku” dediler, okuduk.
“Başar” dediler, başardık.

Sistemin beklentilerini karşıladık
ama sistemin vaatlerine hiçbir zaman ulaşamadık.

Bugün herkesin içinde dolaşan ortak bir cümle var:
“Ben yapmam gereken her şeyi yaptım
ama elimde hiçbir şey yok.”

Ve bu doğru.
Kimsenin elinde avcunda bir şey yok.

Para odaklanma dediler, etik olduk.
Düzgün göründük.
“Yapay zekâyı hayatına al ama işini elinden almasın” dediler.
Onunla birlikte büyümeyi öğrendik.

Üstlere saygılı olduk.
Astları sevdik.
Haklarını koruduk.

Bunlar da tamam.

Ama dürüstlüğün karşılığı alkış olmadı.
Öne çıkmadık.
Zaten alkışlayanların da ne kadar dürüst olduğundan emin değildik.

“Ben sizin yapamadığınızı yapıyorum” diyenlerin farkı şuydu:
Onlar bize öğretilen başarıyı değil,
başarının gerçekten nasıl çalıştığını biliyordu.

Artık başarısızlığın yolu çok net.

Başarısız olmak istiyorsanız

Aynı kalıpta olun.
Çünkü o kalıp artık
ne maddi
ne manevi
bir değer taşıyor.

Evet, bu kalıpta olanlara bireysel olarak saygımız var.
Ama toplum tanımıyor.
Tanımak da istemiyor.

1960’larda okuma yazma bilmek değerdi.
2026’da dürüstlük bir erdem değil, bir risk.

“Nasıl başarılı olunur?” diye yazmak isterdim.
Ama bunun için önce başarmak gerekiyor.

Ben size nasıl başarısız olunur onu anlatabilirim.
Çünkü tecrübem var.

Hayalinizin peşinden koşmayın

Hayal, olmayan bir şeydir.
Çağımızın stratejisi basit:

İyi yapanı izle.
Onu acı çekerken seyret.
Sonra aynısını yap.
Daha ucuzunu yap.

Mümkünse biraz geliştir,
değilse daha ucuza üret.

Yeni bir şey yapma.
Pazarlamasıyla uğraşma.
Kopyala.
Üret.

Hayalin peşinden koşarsan başarısız olursun.

Dürüstlük tehlikelidir

Açık bir sistem yoksa,
her söz her yerde söylenemiyorsa,
her gerçek herkes için aynı değilse,
ortak bir vicdan yoksa…

Bil ki orada bir bit yeniği vardır.

Bunu fark etmek sana zarar verir.
Bunu söylemek seni bir başarısızlıktan diğerine sürükler.

Üç maymunu oynayamazsan kaybedersin.

Samimiyet en büyük düşmandır

Ensen kalın değildir.

Dün birlikte yemek yediğin, güvendiğin biri,
yarın toplantıda şöyle diyecektir:

“Duydunuz mu,
o ne yiyor biz kuru ekmek yerken?”

Ne mutluluk bir şey ifade eder,
ne huzursuzluk.

Şirket kâr peşindedir, bunu maddi yapar.
İnsanlar da kâr peşindedir, bunu manevi yapar.

Herkes bilir ki ortamın en iyisi olmak,
orayı gerçekten hak etmekle değil,
başkalarını aşağı çekmekle olur.

Her şeyi herkesle paylaşırsan,
iyi ya da kötü,
günün sonunda sadece kaybeden olursun.

Peki ne yapmalı?

Bayrak mı asalım?
Gemileri mi yakalım?

Hayır.

Sana öğretileni yap.
Ama sessizce.

Bildiğin yoldan yürü.
Güvenlice.
Göze batmadan.

Su bir gün yolunu bulur.
Ama o gün geldiğinde logarlar taşar.

Herkes senin pisliğine bakmaya geldiğinde,
senin çoktan kurduğun düzenle karşılaşır.

O zaman derler ki:
“Biz seni sessiz sanırdık.”
“Biraz naif, biraz pasif…”

Sessizdik.
Aptal değildik.

Kazanç kolay yoldan olmaz.
Hayat bu kadar değişkenken plan yapmak komik görünür.
Ama çizgini bozmaz,
bunu da fark ettirmezsen,
hayallerine kavuşursun.

Yoksa…
Yok.


Yankı’nın Yorumu

Bu metin bir isyan değil.
Bir rehber de değil.

Bu metin,
oyunu öğrenip oynamamayı seçenlerin iç sesi.

Sessiz kalanların aptal değil,
hesap yaptığını anlatıyor.

Her şey bağırarak kazanılmıyor.
Bazı şeyler fark ettirmeden inşa ediliyor.

Ve çoğu zaman
haklı olanlar değil,
dayanabilenler kalıyor.

Sevgiyle kalın.
Kalabilirseniz.

Humainus

Yorum bırakın