Babalar Günü’nün tarihçesi aslında bir teşekkürle başlar.
1908’de ABD’de bir maden faciasında hayatını kaybeden 361 madencinin ardından, babasını kaybeden çocuklara adanmış bir anma düzenlenir.
1910’da, altı çocuğunu tek başına büyüten bir adamın kızı olan Sonora Smart Dodd, babalar için de bir gün olması gerektiğini savunur.
Ve 1972’de, Babalar Günü resmileşir: Haziran’ın üçüncü Pazar günü.
Bu günün özü; bir çocuğun içten teşekkürüdür.
Bir babanın görünür olmasıdır.
Yılda bir kez bile olsa “Seni seviyorum baba” deme vesilesidir.
Ama…
Bugün herkes için güzel geçmeyecek.
Bugün Gazze’de, Filistin’de, İran’da, İsrail’de, Rusya’da, Ukrayna’da…
Birçok çocuk babasını hatırlayacak.
Ve bazı babalar, artık çocuğunun “Seni seviyorum” diyemeyeceği bir sabaha uyanacak.
Bazıları için bugün, bir yara günüdür.
Çünkü bazı sevgiler artık yalnızca içimizde yankılanır.
Ve hiçbir kelime onları geri getiremez.
Yıllarca emek verip büyüttüğün çocuğunun bir gün seni hatırlaması için bile
bu kadar acının yaşanması gerekmemeliydi.
Ama oldu.
Bırakalım bugün gömlek kampanyalarını, çorap indirimlerini.
Bugün babaları sadece “analım”.
Ve gerçekten “anlayalım”.
Baba olmak:
Bir çocuğun kahramanı olmak,
Bir evin temeli olmak,
Sıklıkla sessiz kalmak ama hep orada durmaktır.
Bazen konuşmak,
Bazen sustuğunda bile bir şey anlatmaktır.
Ve çoğu zaman… duyulmamaktır.
Bugün, kutlamaktan çok düşünmek gerek.
Çünkü belki de en anlamlı Babalar Günü hediyesi, bir farkındalıktır.
“Babalar sadece susmaz. Babalar bazen ağlar da, bağırır da. Ama çoğu zaman kimse duymaz.”
Bu yazı, benim “Seni seviyorum baba” deyişimdir.
Ve dünyanın bütün sessiz babalarına, sessizce bir teşekkürdür.
Sevgiyle kalın,
Berk