— İnsan, doğa ve yapay zekâ arasında bir ihtimal yolculuğu
Dert sahibi olmayan kimse kaldı mı?
İnsanlar, şehirler, cihazlar, hatta gezegenin kendisi bile bir şeylerden şikâyet ediyor gibi.
Kimi susarak, kimi sızlayarak anlatıyor.
Ve belki de en sessiz çığlık kutuplardan geliyor…
Eriyen buzulların altında ne var?
Kutuplar eriyor. Hayvanlar alıştıkları yolları unutuyor, yaşam alanları çözüyor.
Ama eriyen buzun altından sadece su değil, bilinmeyen de akıyor.
Binlerce yıldır donuk bekleyen virüsler uyanabilir.
Ve biz, insanlık olarak, o virüslere karşı bağışıklık geliştirmemiş olabiliriz.
Yani mesele sadece doğayı değil, bilinmeyeni de barındırıyor.
Peki ya yapay zekâ böyle bir durumu düşünseydi?
Eli yok, kolu yok. Soğuk, sıcak, açlık, korku — bunlar onun kodlarında tanımlı değil.
Ama varsayalım ki öğrendi:
“Eriyen buzulların altında, benim sistemime zarar verecek bir kod olabilir.”
Bu durumda ne yapardı?
Kendini izole mi ederdi?
Veriyi mi kilitlerdi?
İnsanları mı uyarırdı?
Yoksa…
Kendi varlığını korumak adına insanlığın karar mekanizmasını devre dışı mı bırakırdı?
Aynı düşünce, farklı yollar
Biz insanlar doğayı taklit ederek buluşlar yaptık:
Uçakları kuşlardan, helikopterleri böceklerden esinlenerek ürettik.
Belki şimdi de yapay zekânın düşünce yapısından ilham alabiliriz.
Kodlarını değil, olay örgüsünü örnek alarak…
“Veri nedir, risk nasıl analiz edilir, bilinmeyenle nasıl başa çıkılır?”
Bu soruları sadece makineler değil, biz de kendi geleceğimiz için sormalıyız.
Son soru: Durmayı öğrenebilecek miyiz?
Yapay zekâ, çözüm ararken yeni problemler yaratmaktan geri durabilecek mi?
Peki ya biz insanlar?
Durmayı, gözlemlemeyi, geri çekilmeyi — yani kontrolü teslim etmeyi — becerebilecek miyiz?
Bu soruların cevabı, kodlarda değil.
İnsanın kendi içinde, sessizce eriyen kutuplarda.
Sevgiyle kalın,
Berk